ANASAYFA
BİYOGRAFİ
FOTOĞRAF ARŞİVİ
YAZILARI
İLETİŞİM |
|
NURETTİN
ESER |
|
|
YAZILAR
 |
|
|
|
KİTAPTAN ALINTILAR
........................
Tuvalet olduğu belli olan yere gittiğimde burasının da tıkanmış olduğu için pislik içinde olduğunu görmeme rağmen, bir ufak su da ben dökmek mecburiyetinde olduğum için yaptım ve çıktım. Oturulacak kanepelerin dahi oturulacak yerine oturmuyorlar da sırt dayanan yerine oturup esas oturulacak yerlere de ayakları ile basıyorlar. Bu sıkıcı yerde herkesin sinirli sinirli gidip gelmeleri benim de sinirlerimi bozdu ise de beklemekten başka çaremin olmadığını iyi biliyorum. İki saatten fazla kaldığım bu yerde, jandarmaların bizleri ikişer ikişer dışarı çıkartıp kelepçelemelerinden sonra en son beni de alarak, kelepçe vurmadan, dışarıda bekleyen otobüs gibi büyük bir vasıtaya koydular. Her tarafı kapalı olan, bu otobüse benzeyen vasıtanın, ufacık, her iki yanında olan penceremsi yerinden bakmak için birbirlerine sokulan abilerin halleri bana bir tuhaf geldi.
On-on beş dakika sonra duran bu vasıtadan bizi indirdiklerinde, kapısında Ankara Cebeci Cezaevi yazan büyük demir kapısından içeri sokan jandarmalar gardiyanlara bizleri sayarak teslim ettikten sonra, bizleri teslim alan gardiyanlar beni en sona bırakıp, benimle gelen abilerin üzerini arayarak içeri gönderiyorlardı. Herkesi gönderdikten sonra, beni Müdüriyet yazan binadan içeri soktular. Burada isim, soy adı ve de künyemi söylettirdikten sonra cezaevinde tanıdığım olup olmadığını sormalarına, “Hayır hiçbir tanıdığım yok” demem üzerine, beni alarak biraz yürüdükten sonra, üzerinde Dördüncü Koğuş yazan demir kapılı bir bahçe kapısını açan başka bir gardiyan, beni getiren gardiyanla birlikte içeri girdik. Burası genişçe bir bahçe olan yerde gözüme çalınan çocukların ekseriyeti aynen ben emsal olmaları bir noktada içimi rahatlattı. Zaten benim içeri girdiğimi gören çocuklar, merak ettiklerinden olsa gerek ki koşarak yanımıza geldiler. Bana geçmiş olsun demelerini “Sağ ol”la cevaplıyordum ama gardiyan benim önümden yürüdüğü için mecburen onu takip ettim. İkinci bir demir kapı olan açık kapıdan içeri girdiğimizde büyük bir yer olan, hangara benzeyen bu yerin duvar kenarlarında altlı üstlü ranzalar gözüme takıldı. Bu ranzalarda oturan gençler merakla bize bakıyorlardı.
Yanımdaki gardiyanın, “Ekip başı, buraya gelir misin” diye seslenmesi üzerine, uzun boylu, iri kıyım, on sekiz yaşlarında birisi geldi. “Bu çocuk sana emanet, bundan sen sorumlusun” demesine, yanımıza gelmekte olan diğer çocukların içinden bir ses, “O benim mahallemin çocuğudur, merak etmeyin” demesi üzerine sesin sahibine bakmamla, sanki dünyalar benim olmuşçasına sevindim. Çünkü bu sesin sahibi, bizim mahallemizde oturan Kazım abiydi.
Beni kalabalığın içinden alan Kazım abi kendi yatağına götürüp, evvela karnımın aç olup olmadığını sordu. Oysa karnım açlıktan zil çalıyordu. Onun için de aç olduğumu söylemem üzerine, yanındaki bir çocuğa yumurta pişirmesini söylemesi ve o çocuğun da “Hemen abi” diyerek gitmesi dikkatimi çekti. Üzerimdeki çamaşırların temiz olup olmadığını soran Kazım abiye temiz olduğunu söylemem üzerine, bir başka çocuğa emir vererek, bana bir boş ranza ayarlamasını söyledi. Peşinden de beni merak edip başıma biriken çocuklara çıkışarak, “Çekilin Çiçi’nin başından, o benim kardeşimdir” demesiyle, bir anda ismim çocuklar tarafından ismim çocuklar tarafından Çiçi olarak bilindi. İçlerinden bu ismi yadırgayıp gülenler de olduysa da Kazım abinin ikazından sonra hepsi de başımdan gittiler. Getirilen yumurtayı yerken etrafımı kontrol ediyorum da, benden küçük veya ben yaşlarda başka çocuk göremiyorum. Karnımı sağanda yumurta ile doyurmuş olmam beni kendime getirmiş, bir de Kazım abi gibi tanıdık bir abiye burada rastlamam bütün korkularımı bertaraf etti.
Çok geçmeden, “Herkes dışarı” demeleriyle koğuş denen bu hangar gibi yerdekiler bahçeye çıkıyorlardı. Kazım abinin beni de alarak dışarı çıkarken, “Çiçi, sakın burada herkesle samimi olma, kimsenin yatağına gitme, hele kapılar kapandıktan sonra yatağından aşağı inme” dedi. Kırk kişiye yakın olan koğuşun mahkumlarının hepsi de bahçede olduğundan bir anda şöyle bir göz gezdirince en büyük kimsenin on sekiz yaşından yukarı olmadığını görüyorum. Bunların içinde de en küçükleri olarak benden başka hiç kimsenin olmadığını görmem, Kazım abinin sözlerinin bu yüzden olduğunu anladım. Boşalan koğuşun kapı kenarlarına dikilen iki gardiyan, içeri tek tek giren çocukları sayarak, sayım yaptığını anladım. Sayımdan sonra gardiyanın koğuşun kapısından, “Hepinizi Allah kurtarsın” demesi de bir tuhafıma gitti. Demek ki bizlerin kurtulması Allah’a mı kaldı diye geçirdim içimden. Koğuşun çift kanatlı demir kapısı, şangırdayarak üzerimize kapandıktan sonra, koğuşun içinde bir kargaşa ve de yemek telaşı başlaması üzerine, Kazım abinin ortaya çıkarak, “Sessiz olun çocuklar, nedir bu telaşınız?” demesiyle hemen sesler kesildi. Herkes yiyecek neyi varsa ortadaki büyük masaya hazırlamaya başladı. Burada Kazım abi koğuşta nizam ve intizamı sağlamakla yükümlü bir görevi olduğunu anlamamla birlikte herkesin de ondan çekindiğini de görüyorum. Kazım abiyi, bizim mahalleden iyi tanıdığımın haricinde, babamın köfte tezgahına da arkadaşlarıyla gelip içki içtiklerinden de biliyorum. Zaten mahallede pek durmayan bu abiyi de, bizim mahallenin çocukları da aynen beni sevmedikleri gibi Kazım abiyi de pek sevmezlerdi. Bu yüzden de mahalleyle pek ilgisi olmazdı. Çünkü Kazım abiler de bizim gibi fakir kimselerdi. Annesi benim annemle iyi arkadaş olduklarından biliyorum.
Kazım abinin gayretleriyle üst tarafta boş bir ranzaya, yatağa benzer bir şeyler serdirerek, benim yatabileceğim bir yer hazırlattırmış, bana da, “Senin yerin bundan sonra burası. Yemek saatlerinde benim ranzanın oraya gelirsin, diğer zamanlarını yatağından aşağı inmeden burada geçirirsin. Ben sana okuyabileceğin kitap veya gazete de verdiririm” dedi. Zaruri ihtiyaçlarımın dışında iki gün hiç yatağımdan inmeden, Kazım abinin getirdiği romanı okumakla vaktimin nasıl geçtiğini anlayamadım. Mike Hammer’ın İz Peşinde isimli bu romanı okuduktan sonra peşinden Pardanyaların roman serisini getirmesi, beni çocuk gibi sevindirmişti. Zira ilk defa roman okumak bayağı hoşuma gitti. Üçüncü günü ismim okunarak, bana yatak ve yorgan gelmesi tuhafıma gitti. Benim burada olduğumu evim nereden öğrenmiş olabilir, düşüncesi kafamı kurcaladı. Yataklarımı ranzaya sererken Kazım abinin, “Ben annemle size haber yolladım” demesinden, anlamıştım evimin nereden duyduğunu. Şimdi babam kim bilir nasıl üzülüyordur.Hapishaneye düşerek mimlendim de. Ben bundan sonra onların yüzüne nasıl bakabilirim? Dedemin sözleri aklıma geliyor da içimden onun haklı olduğunu düşünüyorsam da Aysel ablanın, kocasına, “Bu çocuk bambaşka bir çocuk Hasan. İyi yetiştirilirse çok özel bir delikanlı olur” dememiş miydi? Üstelik Aysel abla tahsilliydi de, herkesten daha akıllı düşünürdü. Ah Aysel abla ah, nerede olduğunu bilebilseydim, şimdi başıma böyle işler gelmez, bir de alnıma bu yaşta sabıka damgası yemezdim.
Koğuşta herkes bana karşı iyi ve sevecen davranıyor. Bunda Kazım abinin bana olan yakınlığının da rolü var tabii. Ben de onun sözlerinden çıkmayarak, oturmamı ve de kalkmamı kontrol ederek, yatağımdan lüzumsuz yere inmiyor, mizacen de ağırbaşlı olmam herkes tarafından takdir edildiğim gibi sevilmemi de sağlıyor. Günler geçtikçe bazı sahipsiz ve de şımarık çocuklara nasıl davrandıklarını ve onları bir hizmetçi gibi kullanmanın ötesinde de kullanmak istediklerini çıkan kavgalardan anlıyorum. Bu gibi durumlara müsaade etmek istemeyen Kazım abi ortaya çıkarak, “Buraya düşen bu çocuklar, bizim kardeşimiz olur. Onlara kötülük yapmaya kalkan karşısında beni bulur” gibi konuşmalarını takdirle karşılarım. Koğuşun dip tarafının sağında köylü çocukları grup halinde yatıyorlar. Onun karşısına düşen sol tarafında da, ekip başı olan Ayı Nurettin isminde, irikıyım, koğuştan mesul adam ile Kazım abiler yatıyorlar. Kazım abi de ekip başının yardımcısı ise de koğuşun her şeyiyle ilgileniyor. Gördüğüm kadarıyla köylü tarafıyla hiç geçinemeyen Kazım abiler, buraya düşmüş sahipsiz çocukları köylülerden korumak için şehir çocuklarına sahip çıkıyor. Bu yüzden de bazen tatsız olaylar oluyorsa da, Ayı Nurettin’den çekindikleri için olay kapanıyor.
Ziyaret günü annemin gelmesi ve bana ziyaret yerinde yapmadığını bırakmaması, etrafımdaki görüşen çocuklardan utandığım için anneme, “Git, bir daha beni arama” diyerek, onu ziyaret yerinde bırakıp, ağlayarak koğuşa doğru gidiyordum ki bir gardiyanın, “Seni baş gardiyan istiyor” demesi üzerine, beni revirin bahçesinde oturan baş gardiyan Yaşar efendinin yanına getirdiler. Göz yaşlarımı silip yanına dikildiğimde:
Sana koğuşta takılan veya kötülük yapmak isteyen var mı?
Hayır efendim.
Peki koğuşta kumar oynayan, çocuklara sarkıntılık yapan var mı?
Ben böyle bir şeyler görmedim efendim.
Peki, şayet böyle bir şeyler görürsen doğrudan doğruya gelip bana bildireceksin.
demesine bir anda canım sıkıldı ise de, kendisine belli etmeden “Olur efendim” dedim. O da bana, “Gidebilirsin” demesiyle koğuşun yolunu tuttum.
Yanıma gelen Kazım abiyle koğuşa gelirken baş gardiyanın bana söylediklerini kendisine anlattığımda;
Çiçi, seni küçük gördüklerinden dolayı sana ispiyonculuk teklif ediyorlar. Sen sen ol, sakın onlara aldanıp da ispiyonculuk yapmayasın. Burada her zaman ben olmam. Dünyada en kötü bir şeyin ispiyonculuk olduğunu sana söylemeyi bir abi olarak boynumun borcu bilirim. İspiyonculuğun ibnelikten daha adi bir şey olduğunu sakın unutma. İspiyoncu kimseyi hiç kimse sevmez. Sopaların altına da yatırsalar yine de dayanacaksın, ama hiç kimseyi ispiyonlamayacaksın. Çünkü sopaların acıları geçer gider, ama ispiyon lekesi, aynı ibnelik gibi yapışkan olup hiç geçmez. Koğuşta böyle hataya düşen çocuklar olmuş. Ben yokken o çocukların ırzına geçmişler. Şu anda o çocukları sen de görüyorsun. Önüne gelen iteleyip kakıyor ve de karı gibi hizmet yaptırıyorlar. Bir de ben olmasam, onları karı gibi kullanarak her gün birisi koynuna alır.
.......................................
|
|
-28-
DELİKANLI GENÇLERLE SÖYLEŞİ-1
Kendine yakışmayan bir işte bulunma
Kirli paraya kanıp kişiliğini satma
Onurlu delikanlı koşar helala
Kişilik satılırsa sonu gelmez sonra
Dürüst işin küçüğü büyüğü olmaz
Helal kazanırsın az olur biraz
Öylesi paralar verir haz
Delikanlıyı ayakta gezdirir en az
Azını kazanamayan çoğu bulamaz
Girme birden büyüğe kafa almaz
Yüksekten düşene çare bulunmaz
Gidersin tepe üstü kimse acımaz
Doğruluktan ayrılma hep dürüst ol
Aldatma kimseyi yakışmaz,bilmiş ol
Karşındakini kendi yerine koy
Başkasına olan sana olsa nasıl zor
Kurnazlığa kaçanda kişilik bulunmaz
Kişiliksiz adama kimse güven duymaz
Öylesi kişiler çevreye sokulmaz
Korkmayın o tiplerden onlar hokkabaz
Gerçek insanda insani sevgi yaşar
Çevresini kollar acizlere koşar
Arkadaşa değer verir,güç toplar
Etraftaki kötüleri birlikte kovalar
Temiz giyin,her işini düzgün yap
İş yapmadan olmaz,kazanmak şart
Karın arı olmaz,helalını kap
Kazanmadan yapamazsın,akar şart
Paylaşımı bil,arkadaş kolla
Pay sevmeyenle dostluk kurma
Adaletsizin sonu olur zorba
Zorbanın sonu kabadayı olma
Kabadayı da sermaye zor kullanmak
Kendinden güçlüye indirir bayrak
Aslında cesur değildir korkak
O yüzden ister kuvvete baş vurmak
Kabadayı demek delikanlı müsvettesi
Kaybetmiş kimliğini,adamın sahtesi
Tanrısı paradır,düşünmez ötesini
Gerçek insan sevmez,haksızlık edeni
15-12-1994 Nurettin ESER
|
|
-29-
DELİKANLI GENÇLERLE SÖYLEŞİ -2-
Arkadaş içinde zorbalık taslayanda
Mutlak vardır sorunu iç dünyasıyla
O yüzden hareketleri olur kaba
İster ki ram olsun herkes karşısında
Kaba güçle üstünlük isteyende
Vardır bozukluk ruh aleminde
Zayıfı gördü mü biner tepesine
Eyer boynunu güçlünün önünde
Bu tip kişilerini içinde yaşadım
Asla delikanlılıktan şaşmadım
O tiplerle hep savaştım
Yılmadım,kimliğimi kanıtladım
Delikanlı ayrılır kabadayıdan
Hata yapmaz delikanlı insan
İnsanı sever ayırım yapmadan
Gerçek bu,delikanlıya yakışan
Mertlik yürekte yaşayan bir öğedir
Sermayesi efendilik ve terbiyedir
İnsan sevgisi her şeyin üstündedir
Böylesi kişilere halk değer verir
Başın dik,yürekte mertlik varsa
Saygı duyarsın çevrendeki insana
O insanlar ki seni basar bağrına
Budur delikanlının kuralı aslında
İnsan sevgisi üstünde sevgi arama
İnsanları seversen uğranmaz kayba
Aksine kazanılır,anlarsın sonra
Seni de doğuran insan,sakın unutma
Kırma insan kalbini,ustası yok
Kırılan kalbin tamiri çok zor
Kırmadan önce kafana sor
Aynı durum sana olsa ne olur
16-12-1994 Nurettin ESER
|
|
-30-
DELİKANLI GENÇLERLE SÖYLEŞİ-3-
Delikanlı insan delikanlıya kıymaz
Kıyan varsa ondan delikanlı olmaz
Mecbur kalmadıkça can yakılmaz
Haksızlık yapanla dostluk kurulmaz
Büyüğü sayacak küçüğü kollayacaksın
Her an her yerde terbiyeli olacaksın
Kaybın kesin olmaz kazanırsın
Zaten bunlar yoksa,delikanlı olamazsın
Terbiyeli olmak büyük meziyettir
Meziyetse Delikanlının cevheridir
Cevherli insanlar özeldir
Bunların varlığı kişiyi yükseltir
Arkadaş çok önemli,iyi tanımalısın
Her şeyden önce ruhen anlaşmalısın
Kırıcı şakalardan kaçınmalısın
Şayet yapılıyorsa,dozu ayarlansın
Hata insanlar için her daim vardır
Kasıtlısı,kasıtsızı ayrılmalıdır
En önemlisi tekrarındadır
İşte o zaman hatalıdan uzaklaşılır
İnsanın özünde vardır delikanlılık
Delikanlılığın temeli zaten insanlık
Bunu bilen ruhen olur aydınlık
Ürkütür ruhu karaları delikanlılık
Yıllar boyu dürüstlüğe karşı çıkıldı
Anlayamadım bir türlü neden yapıldı
Bu uğurda çok acılar yaşandı
İstiyorum artık bu oyunlar bozulmalı
16-12-1994 Nurettin ESER
|
|
-31-
DELİKANLI GENÇLERLE SÖYLEŞİ-4-
Dürüstlerin elele vermesi gerekiyor
Ruhu kötüler bu yolu iyi beceriyor
Devlet memuruna çok iş düşüyor
Yaşadığımız vatan hepimizin oluyor
Ülkesine sahip çıkmayan insan mıdır
Milletini sevmeyen yaramaz adamdır
En önemlisi halkla kaynaşmaktır
Ancak o zaman aranan hedefe varılır
Bu uğurda asırlardır savaş verildi
İyiler ile kötülerin mücadelesiydi
Bir çok yiğit insan hiç edildi
Maalesef sonuçta kötüler üstün geldi
Bazı adamlar kötülere başlık etti
Benim memurum işini iyi bilir dedi
Torpille rüşvet öne geçti
Böylece dürüstlüğün ipini çektirdi
Ruhu pisler polisin aklını çeldi
Gerçek delikanlıları polise yerdi
İşi bilmeyen onları adam bildi
Pezevenk ruhluların oyununa geldi
Mert insanları hep böyle harcadılar
Emir yukarıdan geldi deyip aldattılar
Pezevenk dünyasına köşe kaptırdılar
Emniyet içi rüşveti yasallaştırdılar
16-12-1994 Nurettin ESER
|
-32-
DELİKANLI GENÇLERLE SÖYLEŞİ-5-
Oturum yerinde delikanlı mihenk taşı
Çok eskiden gelme bir yiğit uğraşı
Adaletin olmadığı yerde koyar başı
Ancak onlar korur kötülerden halkı
Delikanlılık ruhta yaşayan öğedir
Bazı gençlerde bu öğe perçinlenir
Öylesi gençleri kollamak gerekir
İnsanlık yüceldikçe ruhlar gelişir
İster dışarıda ister hapishanede
Olmalıdır delikanlılık her yerde
Halkın güvencesi denir öylesine
Kötüler barınamaz oldukları yerde
Özü doğru insana denir delikanlı
Yanlış yapmaz,hareketleri saygılı
Haksızlığa karşı,halkın avukatı
Desteklemek gerek öylesi insanları
Halkı sever,yardımlaşmayı bilir
Mağdur olanın imdadına yetişir
İhtiyacı olana imkanını verir
Böylesi insanı kollamak gerekir
Bulunduğu yere sahip çıkar korur
Namusu korumak onlar için onur
Şerefsizlere dikilir durur
Öylesi işler delikanlı kanunudur
Delikanlının mazisi temiz olur
Gücünü yaşadığı mazisinde bulur
Soyuna,namusuna arka durur
Leke kaldırmaz,delikanlılık olgudur
17-12-1994 Nurettin ESER
|
-33-
DELİKANLI GENÇLERLE SÖYLEŞİ-6-
Doyulur mu,doyulur mu mertliğin hazzına
Bi rde başın dik,yüreğin temiz olursa
Koşarsın darda olanın imdadına
Delikanlı görevidir mecbursun yapmaya
İnsanlığın kuralları bunu emretmez mi
Gerçek delikanlılık insanlık değil mi
Niye yok etmek istendi seneler senesi
Bizler insanız,bitiremezler neslimizi
Dürüstlüğü,mertliği ecdattan almışız
Pek çok kere uğraşılmış,yok olmamışız
Her seferinde ayakta kalmışız
Onu da Kurtuluş Savaşıyla kanıtlamışız
Atatürk ile yeniden hayat bulmuşuz
Osmanlı uyuşukluğundan kurtulmuşuz
Türk’ün milliyetçiliğine kavuşmuşuz
Laik Türkiye Cumhuriyetini kurmuşuz
Ama şu geçen kırk yılın içinde
Dürüstlük alemine vuruldu darbe
Tabi ki yaşayan bilir herhalde
Maalesef yaşayanın biriyim bende
Tadarak yaşadım,katliamları gördüm
Ölüp ölüp dirildim,çok acılar çektim
O acıları çeken sade ben değilim
Benim gibi binlerce delikanlı bilirim
Bir tek suçumuz delikanlı olmaktı
Çevredeki kötülere karşı koymaktı
Bu yüzden her biri unufak yapıldı
Mücadele ortamına derman kalmadı
İnanıyorum Delikanlılık geri fışkıracak
Yeni neslin delikanlısı bilinçli olacak
İnsanlık uğruna mücadele yapacak
Bize kurulan kapana onlar kapılmayacak
Ruhu kararmışlar korkar delikanlıdan
Delikanlıdır pis işlerine taş koyan
O yüzden yiğide olurlar düşman
Onların belalısıdır delikanlı insan
Kırk yıldan beri bozulan dengeler
Delikanlılığı yeraltına indirdiler
Bunuda başaran,karanlık güçler.
Bu güçlere yol veren,bazı polisler
20-12-1994 Nurettin ESER
|
-34-
DELİKANLI GENÇLERE KABADAYILIĞIN TARİFİ-1
Eski delikanlılar sevmezdi kabadayıyı
Kaba güce dayanır derlerdi yaptıkları
Yüksek kaldırımda dost tutarlardı
Beyoğluna çıkıp kabadayılık yaparlardı
Çok vardı İstanbulda öyle kabadayılar
Bu yolda çok büyük şöhrete ulaştılar
Neticede esrar içip,afyon yuttular
Her biri genç yaşta toprağa karıştılar
Hiç unutamadılar geçmiş mazilerini
Şöhret uğruna çok can yaktı her biri
Sevmezlerdi yeni yetişen gençleri
Harcarlardı delikanlı olacak yiğidi
Her devirde rastlanır öyle tiplere
Fırsat vermemek gerekir öylelerine
Bunlar düşmandır delikanlı alemine
Üstünlük kurmak ister olduğu yerde
Çullusu,çulsuzu olurdu hep kabadayı
Nedense kollardı polis,bekci onları
Biri çıkıpta durduramazdı bunları
Kafi gelmiyordu devletin kanunları
Parasız dostu adam yerine koymazlar
Paralı pezevenge el pençe dururlar
Laflan mangalda kül bırakmazlar
O devrin kabadayısı böyle adamlar
Kabadayılık Köroğlundan kalmadır
Çakırcalı Köroğlunun devamıdır
Demirci efeler sonuncudur
Onlarda divan harbine katılmıştır
Onlardan sonra da,varoldu kabadayılar
Her biri birbirinin kuyusunu kazdılar
Her tür pisliği yaparak yaşadılar
Bunu da kabadayılık yapıyoruz sandılar
Haksızlık yapıp,insanları vurmuşlar
Hapishanede yatmayı marifet saymışlar
Esrar,afyon gibi zehir satmışlar
Onu da kabadayılık yapıyoruz sanmışlar
20-12-1994 Nurettin ESER
|
-35-
GENÇLERE KABADAYILIĞIN TARİFİ-2
Kurnaz olur kabadayılık taslayan
Onları adam sanır yanında duran
Onun emri sanki hüda-i haktan
Çok geçmez bakar hapishane damından
Tetikçide mutlaka vardır aptallık
Abi dediğine inanır,yapar saflık
Yaşamında huzur bulamaz artık
Olduğu dünyada göremez aydınlık
Sen sen ol öylelerine olma maşa
Kullanılan kişiden olur mu paşa
Sen seni kullan vurma başı taşa
Kurnaza aldanma,aklınla binyaşa
Menfaatperestte bulunmaz fazilet
Acıma duygusu olmaz,milli felaket
Hayat kadının da bulunur meziyet
Kadını satanda oluşmaz haysiyet
Bu tipleri yaşamda gördüm tanıdım
İstedim ki siz gençlere de tanıtayım
İnanın en ufak yoktur hilafım
Yıllar yılı o tip adamlarla yaşadım
Her hareketleri haksızlıkla doludur
Zaten haksızlığı örtmeye kaba olur
Onlar için dostluğun önemi yoktur
Kabadayının dalkavuğu,yağcısı çoktur
Tek düşünceleri ünleriyle para
Geri tarafı onlar için palavra
Sermayesiyse vurma,kırma
İnsanlık pek uğramaz yanlarına
Aile kavramına pek önem vermezler
Yeter ki şöhretine leke sürmesinler
Gerisi önemsiz diye düşünürler
Böyledir kabadayı aleminde secereler
Kabadayı paraya ve karıya tapar
Menfaati gördü mü kırk takla atar
Birde rastlarsa aynalı manitalar
En yakın arkadaşını hemen satar
Toplumda hep vardır böyleleri
Eğitmek çok zordur o tipleri
Ancak sopadan anlar dilleri
Öyleleriyle dolu cezaevleri
20-12-1994 Nurettin ESER
|
CEZA EVİ ANILARI ÜZERİNE-1
Evleneli henüz kırk gün olmuştu
Yaşım ise yirmi altıyı bulmuştu
Yuvamızda oluyorduk mutlu
Ortak bir kahve var çalışıyordu
Çekemedi beni fiili kötü adamlar
Kalabalık gelip kahvemi bastılar
Yanlış yaptıklarını geç anladılar
Bıçağı yemişti hemen ele başılar
Bir anda ne olduğunu anlayamadım
Kendimi yine hapishanede buldum
Bu sefer ki ağırdı suçum
Sanki kamyon,çarpmış gibi oldum
Bir bıçak darbesiyle ölmüştü adam
Kardeşleri istiyor benden intikam
Kalabalık soydan olurdu vurulan
Kürt Yılmaz diye anılır şanı nam
Korkardı bazı kesimler onlardan
Şahitlik yapan yok bana korkudan
Çok üzgünüm haliyle olanlardan
Utanıyorum ziyarete gelen karımdan
Neden böyle oldu,sorarım çoğu zaman
Bizi yarattığına inandığım Tanrıdan
İnançlıyım diyorum bunlar Allah’tan
Niçin böyle ceza kesiyorsun Yaratan
|
CEZA EVİ ANILARI ÜZERİNE-2-
Bize çok mu gördün mutlu olmamızı
Öldürmesen olmaz mıydı o arkadaşı
Yatmakla biter mi cinayet cezası
Öldürmek kastiyle vurmadım Yılmazı
Ben nasıl yatarım onca seneleri
Zaten çocukluğum buralarda geçti
Yeni de evlendim ne yaparım şimdi
Sana sığınıyoruz Tanrım,koru bizi
Hani bekarken yatıp çıkıyordum
Sandım ki artık çilemi doldurdum
Buna sebep bir de yuva kurdum
Şimdiyse elin kızını da kavurdum
Allah’ım sen büyüksün ver sabrını
Karım bir de hamile,şişiyor karnı
Biz ne yapacağız böyle Ulu Tanrı
Öldürmesen olmaz mıydı Kürt Yılmaz’ı
Her şeyin senden olduğunu öğrettiler
Hayır da şer de hep Allah’tan dediler
Bu yüzden yuva kurmamı istediler
Beni,sana güvenerek razı ettiler
Şimdiyse şu başıma geleni
Haliyle görüyorsun değil mi
Gönder bize sabır meleğini
Mahcup etme,bizi ve kendini
Sen ki Ulu Tanrımızsın bizim
Vardır seninde bir bildiğin
Sebepsiz yere bela vermezsin
Yılmaz'da hak etmişti bilirsin
Arkadaşlar barıştırmak istedi
Yılmaz ise hiç kimseyi dinlemedi
Çünkü beni gözüne kestirmişti
Öleceğini hiç aklına getirmedi
Hep güvendi arkasına,oymağına
Kardeşleri var,akrabası çokça
Ben dişe göreyim,tek başına
Senin varlığını getirmedi aklına
Allah’ım ile böyle konuşarak
Yatıyorum içim kan ağlayarak
Dıştan gülerim,çevreme bakarak
Demesinler çiçi dayanamıyor bak
|
CEZA EVİ ANILARI ÜZERİNE-3-
İçim yansa da dışa belli etmiyorum
Karımı ziyarette teselli ediyorum
Yavaş yavaş hapishaneye ısınıyorum
Başka çare yok bunu iyi biliyorum
Birde oğlum oldu,maalesef şanssız
Büyüyecek bu küçük,bensiz babasız
Karım ise nasıl yapacak kocasız
Ben buralarda ne yaparım onlarsız
Mahkemede verilen ceza,on iki sene
Bana haksızlık yapıldı mahkemede
Benim cezam bu olmamalı bence
Çıldırmak üzereyim bu dar yerde
Ama gel gör ki bunu kime anlatırsın
Şeriatın kestiği ufacık parmaksın
Boğulur gibi olur,belli yapamazsın
Nede olsa sayılan bir delikanlısın
Boğulmakla,çıldırmakla olmuyor
Ne yaparsan yap,sonuç değişmiyor
Sabırdan başka yol görünmüyor
Tabi ki kolay değil,sabır işi de zor
Neyse ki helal süt,emmiş çıktı karım
Diyor ki hep senin yanında olacağım
Bizleri düşünme sakın ha sakın
Senin annen benim annem,ben rahatım
|
CEZA EVİ ANILARI ÜZERİNE-4-
Gerçekten yiğit çıktı karım
Sana şükürler olsun Tanrım
Ya özü bozuk olsaydı hanım
Ben buralarda nasıl yaşardım
Bir yavrusunu bastı bağrına
Dayanıyor annemin kahrına
Annemse benzer gardiyana
Huysuzluğu cehaletten hatıra
Karımı anama emanet ettim
Ederken de bir şeyler dedim
Belli ki tesir etmiş sözlerim
O sözleri aşağıya dizeledim
Hayatım karardı,bir anlık hırsa
Birde genç arkadaş gitti mezara
Tıkadı kulağını aracılara
Karımın emaneti senindir ana
Sakın olmayasın eşime kaynana
O da senin kızın,ayırım yapma
Bak birde torun var yanında
Kötü davranırsan affetmem ana
Seni tanırım,benzersin gardiyana
Yalnız düşkünsün,arına namusuna
Karımın niyeti kalmak yuvada
Bekleyecek beni,misafir et ana
Böylece emanetimi bıraktım anama
Bir dükkan parası verdim babama
Dedim kendini orayla oyala
Bütün mesuliyet senin omzunda
Kendimi verdim hapishane hayatına
Saygı görürüm arkadaşlar arasında
Yaparım görevlerimi delikanlıca
Ezdirmem mahkumu hiçbir gardiyana
Dışarıda kalabalık arkadaşlarım var
Ziyarete gelirler akşamlara kadar
Emrin var mı diye sorarlar
Bunları görür zalimci gardiyanlar
|
|
|
 |
|